Göç

Göç eden birey ve topluluklar göç ettikleri yerde yeniden yaşam alanı kurma ödevine sahip olurlar. Bu baştan başlangıç deneyimi ile geride bırakılanlar birbirleri ile çakışır. Bu durumda hem bir hasret hem de yapılması gerekenler bir arada bulunur. Hasretin ayrışması ve durumdaki değişimin kabullenilmesi, olumlu değişim ve adaptasyon için gerekli çabanın gösterilmesi gerekir.

Göç türlerinde karmik olarak önemli bir ayrım göç eden bireylerin kendi isteklerine göre mi yoksa koşulların zorlaması üzerine mi göç ettiğidir. İkisinde de bir terk vardır ancak ilk durumda kişi yine de terk ettiği yerde yaşayabilir ve kayıp yoktur, ikincisinde ise yaşayamaz ve kayıp vardır. Eğitim, imkan, iş amaçlı veya kaynak/yaşam kalitesinin artması için keyfi veya istek üzerine yapılan göçlerin önemli ve zaruri sebepleri olmayabilir. İltica ve sürgünü de kapsayan zorunlu göçler arasında savaş, veba, talan, soykırım, kıtlık, kuraklık, doğal afet ve politik karışıklıklar gibi önemli ve zaruriyet teşkil eden sebepler bulunur. Göç iki durumda da kimliksel ve kültürel açıdan yaşama dair bütüncül bir yorum değişimine ihtiyaç duyar. Geçmişle hesapları kapatarak her şeye sıfırdan başlamak gerekir. Ancak göç edilen yerde başka bir yerleşik kültür varsa karmik olarak bir takım adaptasyon-değişim-dönüşümlerin yapılması ve ilişki ağlarının kurulması gerekir.

Bunlara ek olarak mevsimsel/dönemsel göç yapma alışkanlığında olan toplulukların kendi hayat ritminde doğa koşullarına adaptasyon göstermesi gerekir. Bu yazımızda karmik olarak problem teşkil etmediği için bu konuya değinmeyeceğiz.

Göçlerde yaşanan önemli bir gerilim sosyal kimliğin taşınma sırasında yaşadığı değişimler ve süreçlerdir. Kişi günlük kullandığı dili değiştirmesi gerekebilir ve kültürünü tam olarak eskisi gibi yaşayamayabilir. Kültürel kimlik konusu eğer çok önemseniyorsa adaptasyon ve harmanlama sürecinde olumsuzluklar oluşabilir. Azınlık kimliğini korumak için zihinsel olarak çok çaba sarfederse kendi içine kapanma yaşar. Ayrıca geldiği yerde nasıl karşılandığı ve kabul edilip edilmediği de göç eden bireyleri etkiler. Bu durumlarda bir çok değişken vardır ve Karmik Şifa çalışmaları sırasında tarihsel veriler ile sezgisel akışı birbirine doğrulamak önemlidir.

Göçün boyutu ne olursa olsun, hem kırsaldan kente göç hem de ülkeler arası göç içinde görülen belli başlı kalıplar ve yükler vardır. Eğitim amacıyla başka bir yere taşınmak da göç ile benzer durumlar gösterebilir ancak olumsuzlukları daha azdır. Yerleşme durumunda yine göç gibi ele alınabilirler.

Önemli bir durum göç alan yerin göç eden kişilere uyum sağlamamasıdır, uyum sağlaması gereken göç edenlerdir. Ancak göç alan yer göç eden kişileri kabul etmekle yükümlüdür. Yine de bunun için sağlam bir gerekçe duymaları gerekir. Göç alan yer ancak göç eden birey ve gruplar için bir kabul alanı veya tampon bölge oluşturabilirler, ancak dini-kültürel-ırksal baskılar uygulandığı da görülmüştür. Bir bölgenin kendi istek ve rızasıyla kendi tarafına göçü kabul edip etmediği de göçlerde önemlidir. Göç alan bölgenin göçten önce kendi sakinlerine sağladığı imkan ve koşulların yeterli ve bol olması da göç konusunda önemlidir (mesela İstanbul göç almak yerine göç vermesi gereken bir şehirdir). Kaynak, istihdam ve imkan yetersizliği olan ve kapasitesini doldurmuş yerlere göç etmenin tehlikeleri vardır. Böyle yerler göç aldıkları zaman göç eden grup ve kişilerin kendi imkanlarını yaratabilmeleri gerekir, büyüme potansiyeli olmayan ve değerlendirilmeyen yerlere kitlesel göç yapılmamalıdır. Bir bölgede yaşayan kişiler ve gruplar göç almaya karşı farklı tutumlar sergileyebilirler, bu da göç eden kişilerin geldikleri yerlerde hem olumlu hem de olumsuz karşılamalarla karşılaşmasına sebep olur. Bu durumda her birey kendi göç hikayesine sahiptir.

Ayrıca göç alan bölgenin göç edenlerin gerekçelerini bilmeleri de anlayışlı ve hoşgörülü olabilmeleri için önemlidir. Keyif veya imkan için göç durumunda kabul görme durumu daha da zordur. Göç alan bölgede yaşayan kişiler sağlam gerekçeler duymak ister.

Köy kültüründen kent kültürüne geçişte özellikle eğitim ve geçim önemli bir gündem haline gelir. Bir çok köylü şehre göç ettikten sonra acil iş bulma ihtiyacından ötürü eğitimsiz kalır ve vasıfsız işlerde zor koşullar altında çalışmak zorunda kalabilir. Bu durum kentin kültürel, psikolojik ve sosyolojik dokusuna da olumsuz bir etkide bulunur.

Köyden kente göç özellikle köy koşullarının bireysel çabalar ile iyileştirilemediği, devlet ve belediyeden destek gelmesi gereken yerde desteğin gelmediği durumlarda mevcut olur. Ancak burada kişi kendi içinde bulunduğu yaşam koşullarını iyileştirme yönünde çaba sarfetmemesi ve kolaya kaçması da görülebilir. Böyle bir durumda kişi göç etse bile tutunamaz, çünkü yaşam alanına katkıda bulunmak herkes için önemli bir gerekliliktir ve her bireyin sorumluluğudur.

Bir kişi göç ettikten sonra iyi karşılanması ve toplumsal kabul görmesine rağmen azınlık gururuna kapılma, çoğunluğu dışlama, demogoji, aşırı şikayet, mazlum ve mahçup imajı çizme gibi haller gösterebilir. Bunlar sosyal kimlik sorunlarından çok bireysel sorunlardır ve sadece göç ile alakalı değildir. Kişinin kendinden memnun olmaması da yaşadığı ortama ve birlikte olduğu kişilere kusmasına ve yansıtmasına sebep olabilir.

Göç ile ilgili olarak önemli olan olumsuz yükler; yas, hüzün, korku, yoksulluk, açlık, kıtlık, özlem, nostalji, ayrılık, savaş, yakınların kaybı, şiddet, darp, tecavüz, dışlanma, alay, tuzak, dolandırıcılık gibi karmik yükler olabilir. Bunlar itina ile temizlenmeli ve şifalanmalıdır. Kişi yüklerden arındıktan sonra mevcut güncel koşullarına daha rahat adapte olabilir. Geçmişin yükünü geçmişte bıraktıktan sonra, beden-zihin-ruh bütünlüğünde hasar almış, yaralanmış ve bozuk yapıları onarmak ve yenilemek-güncellemek gerekir.

Savaştan kaçmak için iltica eden bireylerde savaştan sebep olan psikolojik yara ve travmaların iyileştirilmesi önem teşkil eder. Yakınların kaybına şahit olmak derin duygusal izlenimler bırakabilir. Çatışma arasında kalmak ve sürekli kaçış-saklanma-tedbir-korunma halinde bulunurken travmalarla kitlenmek kişinin iletişim kurma ve adaptasyonuna olumsuz etkileyebilir. Savaş kişilerde psikolojik duyarsızlaşma oluşturabilir. Travma ve psikolojik yaraların çözümünden sonra tekrar psikolojik duyarlılıklar gelişebilir.

Savaştan kaçma durumunda özellikle tedirginlik ve korkular kişilerde asılı kalabilir. Bu asılı kalma durumunda kişi korku tercihlerini daha çok yapabilir. Bunların da temizlenmesi bireylerin özgür düşünebilmesi ve geldikleri yerde etkin ve verimli olabilmeleri için çok yararlı olur.

Ahlaken olgunlaşmamış bireyler göçten sonra suç ve usülsüzlükler ile daha kolay ve hızlı para kazanma eğilimi gösterebilir. Kişi göçten sonra yeni koşullara daha tam adapte olmadan iş bulma ve düzen kurmayı zor bulup suça ve yalana yönelerek namus ve şeref ile yaşamaktan vazgeçebilir. Bu durumda karmik düğüm daha büyük olumsuzluklara sebep olur.

Göç eden her birey, aile ve topluluk yeni geldiği yere adapte olma sürecinde dışlanma, hor görülme, geçinememe gibi durumlarla karşılaşabilir. İş, imkan, kaynak, barınak, güvenlik, besin ve sevgi bulamayabilir ve temel ihtiyaçlarda sıkıntı yaşayabilir. Bu sıkıntılar stresli ortamlar içinde kalıcı olarak bireyi işleyebilir. Göç esnasında veya sonrasında eziyet ve suistimal gören kişilerin olumsuz duruma tahammül etmemesi, hak ve özgürlüklerini savunması önemlidir. Ancak eziyet ve suistimali hazmedemeyen bireyler sosyal statü ve belli hayat standartları sağladıktan sonra çevresindeki çoğunluk grubuna ait bireylere bilinçli veya bilinçsiz olarak maddi-manevi anlamda eziyet etme, gereksiz savunma-saldırı, suistimal, istismar ve arkasından iş çevirme gibi kalıplara girebilirler.

Bireysel ve Toplumsal yaşam bütüncül olarak düşünüldüğü zaman göç eden bireylerin sosyal kimliklerinden fazla olanı ayıklamaları yeni yaşam koşullarında daha rahat edebilmeleri ve sağlıklı kalabilmeleri için önemlidir. Relokasyon sırasında topraklama kordonu kişisel ve coğrafik inançlara bağlı olarak zarar görebilir ve bireyin topraklanmasını-köklenmesini engelleyerek hayal dünyasına fırlatabilir.

Kişi anavatanından uzaklaştığı zaman bedeninden de uzaklaşmaya bilinçaltında meyilli olabilir. Bu açıdan anavatan ile aşırı yükler barındıran inançlar ve düşüncelerden arınmak çok hayırlıdır. Anavatan kavramına dair inançlarımız ve yüklediğimiz değerler sağlıklı ve bütüncül olmalıdır.

Ruhsal varlık açısından her ruh önce global ve global gereklilikleri sağladıktan sonra da kozmik vatandaştır. Her ruh kültür, din, dil, ırk gibi Dünyevi çokluğun değişkenlerinden arı ve aşkındır. Bu durumda göçten sonra kişinin ruhsal kimliğine yönelmesi büyük oranda kimlik bunalımı yaşamasını engeller. Göç bu durumda ruhsal kimliğin açığa çıkması için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Ruhsal kimlik kişisel-kültürel kimlikten daha büyük öncelik taşır ve göç durumlarında geçmiş kalıp ve kimlik algısına yönelmek kişinin adaptasyon sürecini zorlaştırır ve karakter bozulmasına sebep olabilir.

Göç sadece ömürlük bilinçle ele alınmamalıdır. Geçmiş yaşamlardaki göç, iltica, sürgün gibi durumlar da bireylerde işlenmelidir. Özellikle yabancılaşma ve dışlanma gibi durumlara karşı dikkatli olunmalıdır.

Göç konusu sağlıklı bir şekilde işlenmemişse ve içindeki derin içeriklerden kişinin haberi yoksa, bu içsel olarak kişinin kendisiyle mesafe koymasına, kendini dışlanmış hissetmesine ve çoğunluk gruplarından uzaklaşmasına, toplumu dışlamasına sebep olabilir. İçsel mesafe çok yükselirse kişi kendini uzaydan gelmiş gibi de görebilir, aslen başka bir gezegen anavatanıymış sanabilir. Bu özellikle göç etmiş ailelerin çocuklarında görülebilen bir durumdur. Göç bilinçaltında Dünya dışından geliş olarak gözükebilir. Bireyin topraklama kordonunu sağlamlaştırması önemlidir.

Topraklama kordonunun sağlamlaşması için birey fırsatlara karşı gözünü açabilir, geldiği toplumu ve kültürü kabul edip benimseyebilir, diyalog kurma becerilerini geliştirebilir, kendi grubunun kabuğuna çekilmek yerine çeşitli gruplar ile iletişime girebilir ve yeni geldiği topluluğa-kültüre katkıda bulunabilir. Geldiği topluma-kültüre katkıda bulunan bireyler hem kendilerinin hem geçmişte yaşadıkları kültürün de kabul edilmesi için önemli bir eylemde bulunurlar. Geldiği kültürü benimseyemeyen ve kabul edemeyenler geri göç imkanı varsa bunu değerlendirmelidir.

Kentten köye geri göç şu an ekonomik olarak ülkenin değer kazanması, dengelenmesi ve sağlamlaşabilmesi için çok önemlidir. Yeni teknolojiler köylerde daha çok imkan sağlayabilmemizi sağlıyor. Bu teknolojilerin şehirden köye taşınmasında haliyle göç önemli bir güç taşır. Şehir deneyimine sahip kişilerin köylere göç etmesi köylerin hem ekonomik hem de kültürel-eğitim olarak büyümesi ve gelişmesi için önemli bir katkı sağlarlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s