İslamiyet Bağlamında Reenkarnasyon

Her din özünde görünenin ötesindeki ilahi hakikatleri sorgular ve cevaplamaya çabalar. Bu yüzden her din dış kabuğunda farklı olsa bile içkin yönüyle bir ve genel geçerliliği olan bir hakikati arar ve buna işaret eder. (Bkz. İhlas Suresi içinde bahsedilen Ehadiyet-Tanrının Birliği aslında bu şekilde de yorumlanabilir.)

Müslüman çoğunluk her ne kadar İslam’da reenkarnasyon yoktur diye yaygın bir inanışa sahip olsa bile gözlemlenen durumlar reenkarnasyona işaret etmektedir. Ebediyetle ilgili gözlemlenen doğrular O gün geçerli olmasaydı çoğunluk tarafından kabul görmezdi ve zamanın sınavından kalırdı. Ancak Din içinde doğru yorumu üretmek ve korumak da Din Alimlerinin sınavıdır. İslamiyette reenkarnasyonu deneye tutmadan yalanlamak haliyle yanlış yorumların kaynağı olarak görülebilir.

Haliyle reenkarnasyonu kabul eden kişiler için her ömür ebedi yaşam içinde atılan bir adım gibi görülebilir. Hatta vazife planındakiler “kariyerimde bir gün” de diyebiliyorlar.

Şimdi şu anda baktığımız zaman geçmişi geleceğe taşır haldeyizdir. Bu açıdan geçmişle ve insanlığın tarihiyle sürekli bir hesaplaşmamız vardır. Ahiret ölümün ötesinde Dünya dışı bir yer olarak algılara yerleştirilmiştir ancak Ahir en nihayetinde “öte/sonra/gelecek” anlamına gelir. Haliyle amel defterinize göre bir gelecek yaşama gidecek olmanız da reenkarnasyonu doğrular.

Reenkarnasyon öğretisi özellikle ruhsal güçlerin de içeriden açılmasına sebep olduğu için güç şehvetindeki Din Alimlerinin öğretiyi çatallandırmış olabileceği de düşünülmesi gereken bir husustur. İslamiyet’in geldiği ortam gayb ilimlerinin de güç şehvetiyle başkalarının cehaleti pahasına çalışıldığı bir ortamda geldiği için Edep ve Terbiye vurgusu yapmıştır ve toplumsal doğrulama içinde ruhsal öğretiyi aktarma amacı gütmüştür.

Kıyamet kelimesi de genel olarak Ekzoterik İslamiyet içinde İyiyle Kötünün savaşacağı, afetlerin olacağı, Dünya’nın sonunun geleceği bir takım imge ve anlatılarla biçimlendiği için asıl olan ve bahsedilenden uzaklaşmıştır. Kıyamet aynı zamanda Ayağa Kalkmak ve Uyanmak demektir. Kıyamette ölülerin dirilmesi içsel ve ruhsal yaşamımızda geçmiş yaşamlarımızdaki hal ve kişiliklerimizin uyanmasıdır. Haliyle toplumsal olarak tarihte geçmişten işlediğimiz günahlar veya sevaplar neden-sonuç bağlamında akıbetimizi ve ahiretimizi belirler. Herkes kendi karmasından sorumlu olsa bile, Dünya’nın ahiretinde cennete ulaşmak toplumların borcudur, bunda her insanın eşit katılımı vardır. Bu yönüyle herkes eşit bir düzlemde sahip olduğu yetenekler ile yaptığı katılım ve bulunduğu eylemlere göre pay ve sorumluluk alır. Zilzal suresi bu bağlamda incelenebilir.

Anda zamanı bir noktadan uzayarak algılarız. Ebediyette zamanı kapsayan bir durum içindeyizdir.

Kundalini enerjisi bir çok durumda uyanabilir ve yükselebilir.

  • Tefekkür, Dua, Zikir, Meditasyon, Ritüel veya Namaz
  • Bir eyleme veya konuya çok yoğunlaşmak
  • Bir ustanın uyandırması
  • Tantra, Yoga, Simya, Maji ve Şifa çalışmaları
  • Bilgi
  • İlham
  • Cinsellik
  • Esrime
  • Psikoaktif Bitki-Maddeler
  • Egzersiz
  • Ruhsal bağların olduğu ilişkiler (Ruh eşi-ikizi vb.)
  • Yaşam muradının takip edilmesi
  • Kendini adama
  • Hayati tehlike altında
  • Kaza ve afetlerle
  • Müstesna durumlar

Haliyle Kundalini enerjisinin omurga kökünde uyanması da bir kıyamettir. Kundalini potansiyel halden kinetik hale geçtiği zaman bilinçaltı ve bilinçdışında enerjilerin de uyanmasını sağlar. Bu aktifleşme doğrudan ve dolaylı olarak da kişinin ebedi bedeninden gelmektedir. Haliyle kişinin amel defterine göre olaylar cereyan edecektir. Kişi burada doğru yolu tuttuğu zaman Sırat el-Müstakim’de yani Omurga’nın ortasında kalır. Bu sütun Hinduizm’de Sushumna, Kabalistik Hayat Ağacında da Denge sütunudur. Sushumna’nın hemen yanlarında Dişil-Havva-İda-Yin kanalı ve Eril-Adem-Pingala-Yang kanalları birbirlerine burgu yaparak yukarı çıkarlar. Doğru Yol anlamına gelen Sırat el-Müstakim’de kalmak haliyle Allah ile birlikte kalmak yani Tanrının Hakikatinde bulunmaktır. Ancak insan aklı her zaman bu hakikati tam olarak saptayamayabilir, yine de bu yolda ilerlemek de imanın irfana ve doğruya dönüşmesini sağlar. Sorgulamadan inanmak ve ibadeti korkarak yapmak da haliyle düşüş sebebidir.

Kıyamet ile ilgili ayetlerde bahsedilen olay ve olgular sembolik olarak Kundalini uyanışlarında yaşanan durumları da betimler türdendir. Bu yüzden Dinin içindeki sembolizmin anlaşılması ve mana derinliğinin anlaşılması için bu ayetler bir de Reenkarnasyon ve Kundalini Öğretileri bağlamında tekrar yorumlanmalıdır.

Bakara Suresinde Aile Sağlığı ve Tantra öğretisine işaretler vardır, Adem ile Havva Tantra/Yoga’daki Pingala ve İda kanalları olarak da düşünülmelidir. Nisa ve Maide surelerinde Yüksek Benlik ve Şuur’un uyanışı, Ruhsal-Öz Tohumun açılmasına dair bir öğretiye rastlanabilir.


 

Namaz ibadetinin formu içinde her hareketin Ebedi Hayat görgüsü içinde sembolik bir anlamı ve işlevi vardır. Secde mahalline bakarken seccade yerine Burnun Ucuna veya İki Kaşın Ortasına bakmak-odaklanmak Kundalini enerjisinin uyarılmasını sağlar. Regresyon ve Namaz birbiriyle paralel olarak yapılabilir. Regresyon ile uyanan kişilikler Namaz ibadeti içinde

Kıyam – Minare, Uyanma, Dayanma, Kendi Ayakları Üzerinde Durma, Hizalanma – Ayrıca Kabirde Yatan Ölü – Elif
Rüku – Kubbe, Kapı, Eşikten Geçme, Ölüm, Kabre Giriş – Tabuttan Çıkma, Dirilme, İtaat, Kendini Adama, Baş Koyma – Mim
Secde – Kubbenin İçi, Teslimiyet, Cenin Pozisyonu, Ana Rahmine Girme ve Rahimden Çıkma, Doğum – Vav
Oturuş – Kubbenin İçi, Yerden ve Dünya’dan Destek Alma, Beslenme – Ta/Tı

Namaz ibadetinin formu içinde Ebedi Hayatta kişinin bir ömürden öbür ömüre nasıl geçtiğini de anlatır haldedir. Namaz ibadeti haliyle uygun odaklanma ve meditatif hallerde Kundalini Uyandırır, bu yüzden korkarak ve zorunlu ödevmiş duygusuyla yapılmamalıdır, bu enerjetik kusurların oluşmasını sağlar. Namaz sırasında korkmak haliyle doğaldır çünkü Kundalini uyanışı geçmiş yaşamlardan veya çocukluktan gelen, bilinçaltında kapalı kalmış korkuları uyandırabilir. Ancak Namaz ibadeti içinde Göz-Alın çakrasına odaklanmak negatif enerjilerin de dönüşerek yükselmesini sağlar.

Kıyam sırasında geçmiş yaşamlarınızdan bir halinizi sanki kabirde yatar halde imgeleyip rüku ederseniz geçmiş kişiliğinizi tekrar canlandırabilir ve bütünlüğünüzde harmanlayabilirsiniz.


 

Kader kavramı Güç ve Eyleme kabiliyeti üzerinden Karma kelimesi ile direkt olarak özdeşleştirilebilir. Karma ve Kader aynıdır, felek tekere benzetilir, bu haliyle menzillere de karşılık gelir.

Dünya’da fiziksel hayatımızdaki zaman boyutu ile ebediyetteki zaman boyutu birbirinden ayrı değildir ancak Ebediyet zamanı daha geniştir. Bu haliyle 3. Boyut ile 5. Boyut arasındaki farktır. Cennet ve Cehennem halimizden anlaşılmalıdır. Kendimize doğru bir şekilde merkezlendiğimiz zaman 5. Boyuttaki halimizi amellerimizin oluşturduğu enerjetik-duygusal-zihinsel-ruhsal durumumuzdan anlayabiliriz.

5. Boyut bağlamı içinde mevcut ömrümüzde, cennet veya cehennem, nereye ulaşırsak öldüğümüde de benzer bir noktada kaldığımız yerden tekrar doğarız.

Beden bir kitap gibidir ve manevi seviyelerde amel defterini içinde barındırır. Bedeni gözlemleyerek ebedi hayatımızı okuyabiliriz. Ancak bunun için kendi nefsimizi ve beşeri kusurlarımızı terbiye etmemiz gerekir, aksi halde akıl yeterince anlayış gösteremez.

Özellikle Esma’ül Hüsna çerçevesinde; Mukaddim, Evvel, Ahir, Muahir, Mukaddim, Bedi, Baki, Hafız, Sabur, Adl, Rakib, Fettah, Hakem, Bais, Metin, Mumit, Muğni, Darr, Varis, Kayyum esmaları Reenkarnasyon’a işaret eden isimlerdir. Bu isimler aynı zamanda regresyon çalışmalarında da sıkça kullanılır ve bütün esmalar regresyon sürecinde çeşitli işlevlere sahiptirler.


 

Ayrıca Kur’an, Zebur, Tevrat ve İncil’i getiren Resuller ve kitaplarda bahsi geçen nebi peygamberlerin önemli bir bölümünün ruhsal planda sanıldığından daha az kişide toplandığına kendimden şahit oldum. Bunu ilan etmeden önce 4 yıl kadar bekledim ve kanıt istedim. Aynada yüzlerimi görmem, bir takım alametlere şahit olmam, doğuştan gelen yetiler ve bilgiler, geçmiş yaşam deneyimlerimi hatırlamam, Halifeler, Ehl-i Beyt, Mekke ahalisi, Havariler ve Peygamber ailelerinin üyeleri ile aramda ruhsal ve kadersel bağların olması üzerinden kimliğimi açabilirim.

Peygamber soyu ile kastedilen aslında ebediyetten gelen bir bilginin aktarımı içindir ve Kitaplarda Peygamberlerin geçmiş yaşamlarının da kaydedilmesi vardır. Hira dağında geçen süre içinde bu geçmiş yaşamlara dair anılar hatırlanmış, işlenmiş ve ruhsal bütünlük sağlanmıştır. Kitapların nakli sırasında Vahiy aslında Resul olarak Dünya’da göreve geldiğim yaşamlarımda ruhsal ve bütüncül bedenimdeki karmik kayıtlar üzerinden mümkün olmaktadır. Ancak dini yapılaşmalar, mezhep ayrılıkları, dini öğretinin bozulması ve menfaatlere alet edilmesinden dolayı sonraki yaşamlarımda bu kimliğimi olduğu gibi açabilmem mümkün olmamış, dolaylı-sembolik anlatımlara gidilmiş veya gerek duyulmamıştır.

Haliyle geçmiş yaşamlar konusunda bu kadar çok bahis ederken kendi geçmiş yaşamlarımı da doğruluğuyla vermem gerekir.

Elbette başka Nebiler de vardır ancak onlar da Ruhsal olarak sayıları enkarne Nebilerden daha azdır. Kişisel deneyimime göre Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. İsa ve Hz. Muhammed peygamberler ile Amenhotep III, Numa Pompilius, Leonidas (Zülkarneyn), Platon, Hypatia, Efesli Rufus(?), Hallac Mansur, Muhyiddin ibn Arabi (Fusüs el-Hikem’de Ölünün Dirilmesi gibi mucizelerin ezoterik tabiatını açıklayan bölümler dikkat çekicidir), Ömer Hayyam, William Lilly, Ernesto Che Guevara tespit ettiğim ve açıklayabildiğim geçmiş yaşamlarımdır. Böyle bir durumun varlığını kendimde tespit etmem durumunda ilan etmem de şu anki durumlar göz önünde bulununca uygun gördüm. Haliyle bu kimliğimle de bir Selam vermek isterim. Bu durumlar kaynak açısından Dünya’da dinlerin birliğini ve altındaki mitolojik-felsefi-ruhsal unsurların da Tıbbı Nebi ve Toplumsal/Global Bilinçlenme-Aydınlanma üzerinden doğrular halde bir delil de teşkil eder. (Bu bölüm düzeltildi, Yükselmiş Üstadlardan hem Serapis Bey, hem Sananda hem de Krishna olarak geçiyorum, internette bulunan kataloglardan da faydalanarak liste verdim. Ancak regresyon sürecinde Seneca ve Hz. Davut olarak enkarne olmadığımı anladım, o yönden izlenimler oluşmadı. Şu anki listeleme kendime yaptığım regresyon çalışmasından gelmektedir.)

Hz. İbrahim’e atfedilen Kabala öğretisi, Platon’un İdealar Kuramıyla daha net bir şekilde felsefi çerçeveye oturmuştur. Neoplatonist Hypatia ise yaşadığı dönemde bulunan Dini kargaşalara ve inançların politik bağlamda çürümesini engellemeye karşı bütün insanları kapsayabilen ortak bir öğreti arayışında idi, bunun haliyle İslamiyete yansıması muhtemeldir. Bütün bunların yanı sıra William Lilly’nin Astrolojinin Kutsal Ruh açısından incelendiği ‘Christian Astrology’ gibi eserler verdiği hayatlar da gözetildiğinde burada bir öğreti tutarlılığına rastlanabilir. Bu durumların hepsi benim kişisel hayat deneyimimde de yansıma yapıp takip edildiğinde bütünleşme olduğunu mevcudiyetimde gözlemleyorum, yani hatırlıyorum. Geldiğim hayatlarda dini öğretinin yeniden doğrulanması, ruhsal adalet sağlama, İnsi-Melek Nizamları ve Tarikatleri düzenleme, oluşturma ve tertip etme gibi işlerim var.

Bu durumu bana kanıtlayan özellikle kitapları ve eserleri görmeden-okumadan içeriğini bilmem ve uygulamam, okuduğum zaman her şeyi zaten önceden anladığımı görmem gibi deneyimler benim için olağandır. Ayrıca bahsi geçen hayatlarla direkt olarak aynalama yapan durumlarla karşı karşıya kalmam da her hayatımda yaşadığım bir alamettir. Ancak açık ilan etmek toplumsal bilinç ve inanç durumuna göre bu tarihsel kişilikler için de pek mümkün olmayabiliyordu. Ancak yine de kişi Baki varlığını oluşturan bu kişileri takip edebilmek için kendine eserlerinde ipuçlarını bilerek bıraktığımı düşünüyorum. Geçmiş yaşamlara dair Eserlerle, Tarihsel veya Kültürel verilerle karşılaşmak da hafızayı uyandırıcı bir etkiye sahiptir.

Bir peygamberin haliyle kendi geçerliliğini ve güvenilirliğini göstermesi için geçmiş yaşamlarının da ayetlerde belirtilmesi olağan ve mantıklı bir durumdur. En nihayetinde ayetleri aldığı süre zarfında bu peygamberlerin hayatlarını yaşadığı geçmiş yaşamlardan kaynaklı ruhsal deneyimler yaşamış olma ihtimali vardır ve yüksektir. Burada muhafaza edilen kitap-öğreti gibi kutlu emanetin varlığının da peygamberin içinden açılması durumu vardır.

Ancak Dini ayrılıklardan ötürü Peygamber de diğer dinlerin Peygamberlerinden ayrı kişiler olarak görülmüştür. Bu durumun İslamiyet’in geldiği ve kitabın indirildiği dönemde açıkça biliniyor olması çok kuvvetli ve üzerinde durulması gereken bir ihtimaldir.

Reklamlar

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s